Gençler Umuda Değil, Şekle Mesafeli
Bugün bir gence “Bir dernekte gönüllü olur musun?” diye sorduğunuzda, çoğu zaman kısa bir duraksama yaşanır. Ardından gelen cevaplar birbirine benzer:
“Vaktim yok.”
“Bir şey değişmiyor.”
“Sadece fotoğraf çekiliyor.”
Peki gerçekten mesele gençlerin duyarsızlığı mı, yoksa bizlerin onlara sunduğu alanların yetersizliği mi?
Gençler iyiliğe mesafeli değil. Gençler samimiyetsizliğe mesafeli. Gençler yardıma değil, şekilciliğe uzak. Bir işin vitrininde yer almaktan değil; mutfağında söz sahibi olamamaktan yoruldular.
Sivil toplum uzun yıllar boyunca gençleri “katılımcı” olarak değil, çoğu zaman “seyirci” olarak gördü. Kararlar alındı, programlar yazıldı, bütçeler belirlendi… Gençlere ise afiş asmak, sandalye taşımak ya da sosyal medyada paylaşım yapmak kaldı. Böyle bir denklemde gençlerin kalıcı olması beklenebilir mi?
Bugünün genci sorguluyor. Neden yaptığını bilmek istiyor. Bir yardım kolisinin kaç kişiye ulaştığından çok, o kolinin gerçekten bir hayatı değiştirip değiştirmediğini merak ediyor. Kısacası gençler, rakam değil anlam arıyor.
İşte tam da bu noktada sivil toplumun kendine dürüstçe şu soruyu sorması gerekiyor:
Biz gençlere gerçekten alan mı açıyoruz, yoksa onları sadece sürecin vitrinine mi koyuyoruz?
Bir derneğin kapısından içeri giren genç, orada sadece bir görevli değil; bir özne olmak istiyor. Fikrinin dinlenmesini, hatasının tolere edilmesini, emeğinin görünmesini bekliyor. En önemlisi de “Bir şeyler değişiyor” hissini yaşamak istiyor.
Biz Umut Vagonu’nda şuna inanıyoruz:
Gençleri tutmanın yolu onları oyalamak değil, sorumluluk vermektir.
Bir genç bir projede karar alma sürecine dahil oluyorsa, o proje artık sadece derneğin değil, onun da meselesi olur. Bir genç sahaya çıkıp bir çocuğun gözlerindeki sevinci doğrudan görüyorsa, o an gönüllülük bir CV maddesi olmaktan çıkar; bir hayat duruşuna dönüşür.
Elbette her şey güllük gülistanlık değil. Gönüllülük yorucudur. Bazen maddi imkânsızlıklar, bazen bürokrasi, bazen de insan ilişkileri yıpratır. Gençler bunu görüyor ve romantik bir tabloya kanmak istemiyor. Ama şunu da biliyorlar: Zor olan her şey değersiz değildir. Tam tersine, değeri olan şeyler emek ister.
Gençler derneklerden kaçmıyor; anlamsızlıktan kaçıyor. Onlara “gel” demek yetmiyor. “Birlikte yapalım” demek gerekiyor. Onlara hazır bir yol sunmak değil, yolu birlikte inşa etmek gerekiyor.
Bugün sivil toplumun en büyük ihtiyacı yeni projeler değil; yeni bir dil. Buyurgan değil, kapsayıcı. Yukarıdan değil, yan yana. Öğreten değil, birlikte öğrenen bir dil.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Gençler bu toplumun geleceği değil sadece; bugünü. Onları yarının liderleri olarak tanımlayıp bugünün kararlarından uzak tutmak büyük bir çelişki.
Eğer gençler bir dernekte kalmıyorsa, önce aynaya bakmalıyız. Belki de sorun onların ilgisizliği değil, bizim cesaretsizliğimizdir. Yetki vermekten, kontrolü paylaşmaktan, değişmeye izin vermekten korkuyor olabilir miyiz?
Umut, gençlerin elinde büyür. Ama o umut, nutuklarla değil; alan açarak, sorumluluk vererek ve güvenerek filizlenir.
Gençlere güvenen dernekler yalnız kalmaz.
Gençlere alan açan yapılar yarın değil, bugün değiştirir.
Ve unutmayalım:
Gençler umuda değil, şekle mesafeli.